Powered By Blogger

0 KUŞAĞI ŞAİRİNİ YAKAN, KÖY ENSTİTÜLERİNİ KAPATTIRAN DAVA....



. (...) Kapatma tuzağı Kırklareli’nde, benim kentimde kuruldu. Tuzağın belgeseli iftiranın acılarını çeken onurlu aydınımız Feyzullah Aktan tarafından yazıldı: “Domuz Dolabı” Yıllardır Keşan’da Trakya’nın Cumhuriyet’i sayılan Önder Gazetesi’ni yayınlıyor. Kocaman yürekli bir dosttur Aktan! Serendip yayınlarından çıkan belgeseli mutlaka okuyun. Türkiye Cumhuriyeti’nin en yararlı projesi olan Köy Enstitülerine nasıl kıyıldığını kanıtlayan kitap, bir kepazeliğin ve utancın öyküsüdür. Domuz Dolabı bir Devlet Komplosudur. İşin içinde siyasi iktidar, kamu yöneticileri, emniyet ve istihbarat ajanları ile vesayet altındaki yargı var. Hedef kitle ise, Kepirtepe Köy Enstitüsü mezunları. Aydınlanmacı yazar Mehmet Başaran, önsözde şunları anlatıyor: “Menderes söz vermişti alanlarda; Köy Enstitüleri mutlaka kapatılacaktı. ''Bulun'', diyordu Bakan Avni Başman’a,'' Komünizmden mahkum olmuş enstitülü bulun.'' Avni Bey bakanlıktan istifa edince yerine Samsun Nafıa Müdürü Tevfik İleri getirildi.” Mehmet Başaran, yeni bakanın çabucak yön değiştirdiğini belgesiyle açıklıyor: “Tevfik İleri ilginç biri. Nafıa Müdürü olarak Akpınar Köy Enstitüsünü görmüş, çok etkilenmişti. Yerel bir dergiye de bir övgü yazmıştı.” İleri’nin o yazısı enfesmiş meğer(!)'' “...Tesadüfen görmemiş olanların asla bilmelerine, tasavvur etmelerine imkan olmayacak şekilde yepyeni bir gençliğin, yeni bir neslin köy enstitülerinde yaratılmakta olduğunu zevk alarak, gurur duyarak gördük. Bugün dileğimiz, Türkiye için çok faydalı olan bu köy enstitüleri davasının muvaffak olması, gerçekleşmesidir. Bu güzel, bu hayat dolu, istikbalimiz için çok ümit verici enstitüden ayrılırken, şöyle düşündüm; şehirlerin kasvetli, insanı karamsar edici havasından bunalanlar buraya uğramalıdır. Burası hasta dimağ ve ruhlar için bir şifa kaynağı olacaktır.” Aynı Tevfik İleri, bu satırları coşkuyla yazdığını unutup Köy Enstitülü avına çıkmıştı. Başbakanına, “Emrederseniz efendim. Mahkum yoksa bile yaratırız” diye yağlar çekti. Derken, ünlü Felsefeci(!) Orhan Hançerlioğlu ile karşılaştı. Durumu anlattı ve Lüleburgaz Kaymakamlığı yapan Hançerlioğlu (Meğer Derin Devletmiş!) çözümü buldu, tuzağı kurdu: “Tamam. Ben şimdi İstanbul’da kurarım bir Köy Kalkınma Derneği, enstitülü mezunlar oltaya koşan balık gibi.. Fevzi Çakmak’ın yeğeni Adnan Çakmak da Kırklareli Emniyet Müdürü. Alo, sen derneğin bir şubesini orada aç, derim, aralarına birkaç ajan kat, iş olgunlaşınca, al sana mahkum olmuş komünist enstitülüler!” Numan Bayazıt (Başkan) ve Nazif Karaçam (Sekreter) bir mektup yazarlar. Kime? Muhatap “R.B.E.” ama kim olduğunu bilen yok. Bir üçüncü imza yeri var, ama isim ve imza yok. Meğer R.B.E. Rus Büyük Elçiliği manasına geliyormuş(!) Eğer, para yardımı yapılırsa, ideolojiye hizmet edeceklermiş(!) O sırada Rus Büyük Elçiliği yok, Sovyetler Birliği var. Lüleburgaz’dan ''Bizim Sesimiz'' adlı dergiyi çıkaran Feyzullah Aktan, Kırklareli merkezden dönemin büyük şairi Niyazi Akıncıoğlu ile kardeşi, Resim Öğretmeni ve Öykü Yazarı Zeynel İlhan ile kardeşi, Hamdi İlker ve Hasan Özkan gibi isimlerin yer aldığı bir liste eklenir ve dava açılır. 7 yıl süren çileler zincirinden sonra dava düşer. Beraat ederler. Köy Enstitüleri ise kapatılır. Adnan Çakmak Bursa Emniyet Müdürü olarak atanır(!) Ajan Nazif Karaçam, halen Kırklareli’nde yaşıyor. 1955’lerden beri de Cumhuriyet muhabiridir. ....linç edilmek istenen bu insanların tümünü tanıdım. Niyazi Akıncıoğlu ve Feyzullah Aktan gibi büyüklerim adına bu pisliğe karışanların tümünü burada lanetliyorum.'' . Kaynak:http://www.yurtgazetesi.com.tr/koy-enstitulerinin-kapanis-o… Nisan 2012 .

Hiç yorum yok: