Powered By Blogger

İDİL SUYU....


.
1944 yılı mezunlarından Haydar Sonçağ: “Büyük bir yatakhane inşasına başlamıştık. Kış bastırdığı zaman çatısı çatılmış, fakat kiremitleri döşenmemişti. Bayrama da bir iki gün vardı. Hepimiz bayram için köylerimize gitmek istiyorduk. Bir gün müdürümüz bizleri topladı. Bu binanın kiremitlerini örtmemizi istedi. Hava soğuk. Dışarıda çalışmak mümkün değil. Yeni öğrenciler gelmiş, yatacak yer yok. Nasıl olur bu iş? Dışarısı donduruyor. Olur işte, oldu da. Kazanlar kuruldu, sular kaynatıldı, çay bardakları hazırlandı. Boş dönerken ellerimize sıcak su dolu bardaklar verilecek, kiremit almaya gelinceye kadar eller ısınacak. Bina üstünde kiremit dizenlere de güğümlerle sıcak su taşınacak, eli üşüyen sıcak su bardağıyla ellerini ısıtacak, yine işe devam edecek… Öğleye kadar bu iş bitmezse bayram izni yok. İş biterse herkes izinli. Bitirdik binanın kiremitini, öğleden sonra izine gittik. Böyle çalışırdık biz. Böyle meydana getirdik Kepir’i. Yurt yapmanın, kalkınmanın, tekniğin, emeğin ne olduğunu böyle öğrendik. Şimdi beyaz badanalı, kırmızı kiremitli, yemyeşil ağaçlar arasında, şipşirin bir köyü andıran Kepirtepe’yi böyle meydana getirdik”.Enstitü her geçen yıl, bir önceki yıldan kalan işleri bitirerek gelişme kaydetmişti.
Uzun zaman su tesisatı yapımı ile uğraşılmıştı. Neticede enstitü 1944 yılında iki artezyen kuyusuna kavuşmuştu. Hatta bu çalışmalarından dolayı enstitü takdir belgesiyle ödüllendirilmişti. Yine bu iki artezyen kuyusuna, açılmasında büyük emek ve gayreti görülen enstitünün eski müdürü Nejat İdil’in adı verilerek “İdil Suyu” denilmişti.
.

.

Hiç yorum yok: