Powered By Blogger

Korkmayacak kadar iradeli bir hale geldiler.

“Savaştepe Köy Enstitüsü”nü mezunların/Kurucu Müdür Sıtkı Akkay’ın cümleleriyle tanıyalım:
16 Nisan 1940’da iki vagon eşya, büyükbaş 7, küçükbaş 18 hayvanla Savaştepe’ye geldim. Eşyaları taşıyacak işçi ve araba bulamadım. 1940 Mayısında 80 mevcutlu eğitmen kursumuz çalışmaya başladı. 20 Haziran 1940’ta Enstitüye 40 öğrenci aldık. Köyün eski mezarlığında bir iki pavyon yapmayı kararlaştırdık. Eskişehir-Çifteler Köy Enstitüsü’nden 22 kişilik bir öğrenci grubu yardımımıza geldiler. Büyük gayret ve fedakârlıkla çalıştılar. Dört ay içinde 300 öğrencinin her türlü ihtiyacını karşılayacak bir okul binası ile bir yemekhane, bir mutfak, hamam, çamaşırhane pavyonu ve bir idare binası yaparak içerisine girdik.Arızalı bir sahadan geçen yolu yapmayı ön plana aldık. Tuğla, kiremit, taş, kiremit ihtiyaçlarımızı kendimiz hazırlıyoruz. Bu yıl 280 bin tuğla, 120 bin kiremit yaptık.” (s.13-15) “Kerime öğretmen bize dikiş öğretiyordu. Hem iç çamaşırlarımızı ve elbiselerimizi dikiyor, hem de binaların yapımında çalışan erkek arkadaşlarımıza yardım ediyorduk. Yorulsak, aç kalsak, düşsek, üşüsek de hiç kimse halinden şikayet etmiyordu. İşini bitiren ötekinin yardımına koşuyor, hasta olunca birbirimize bakıyorduk.” (s.55-56) “Okulda beslenmemiz çok iyi idi. Her gün iki çeşit yemek çıkar, birisi mutlaka etli olurdu. Sık sık tatlı verilirdi.” (s.118) “Dershanede dörder kişilik masalarda oturuyorduk. Her masada birer takım kitap, iki yüz yapraklı birer sarı yapraklı defter, birer kalem vardı. Öğretmenlerimiz adlarımızı numaralarımızla beraber söylüyorlardı. Okulumuzun etrafını Karaçam ormanlarından getirdiğimiz çamlarla donattık. Biz onlara, onlar bize bakarak büyüyüp gidiyorduk. Daha çabuk büyümeleri için hem su veriyorduk hem de mandolinlerimizle türküler söylüyorduk.” (s.137) “Hafta sonu toplantıları bize, haklarımızı korumayı, başkalarının haklarına saygı göstermeyi, eleştiri ve özeleştiriyi öğretti. Demokrasiyi yaşattı. Kişiliklerimizi geliştirdi. Cesaretimizi arttırdı.”(s.93) “Herkes müzik derslerine mandolinleriyle giriyor. Pikniğe giderken, tarım çalışmalarında mola verirken, içimizde iyi mandolin çalanların çaldıkları ezgilerdi bizi en çok dinlendiren etken… Müzik, yaşantımızın ayrılmaz bir parçası olmuştu.” (s.147-148) “1943 depreminde Adapazarı büyük bir yıkıma uğramıştı. 6 enstitüden 17’şer kişilik ekipler geldi. Gazi ve Sakarya ilkokullarının bahçelerine her ekip üçer ev yaptı. Adapazarı halkının yardımına koşan Kızılay ve Köy Enstitüleri’nden başka bir devlet kurumu görmedik. Ödül olarak 40 günlük bir yurt gezisini hak ettik.” (s.175) “Çomaklı, tarım işleri ile uğraştığımız, bataklıktan çiftliğe dönüştürdüğümüz yerdi. Dere boyuna bentler kurup, arklar açarak su getirdik. Okulun gereksinimi olan sebzenin tümü oradan karşılanıyordu. Kır kesimlerdeki ahlatları aşılayıp armuda dönüştürmüş, yüzlerce meyve fidanı yetiştirmiştik.” (s.193) “Okula günlük gazete gelir, kantinde satılırdı. Gazetelerin olduğu yerde bir kutu vardı. Gazete alan kişi parasını o kutuya atardı. Bu da öğrenciye güven duyma ve dürüstlük açılama bakımından çok çarpıcı bir uygulamaydı.” (s.227) “Beş yıllık çabalarımız sonunda gurur duyacağımız 1000 kişilik bir eğitim kültür kenti oluşmuştu. Böylece 30 çeşitli yapı, 500 dekar bahçe, meyvelik ve tarım alanları, ara yollar, spor ve oyun alanı tamamlanmıştı. Eğitim sürekli 12 aya göre ayarlıydı. Yılda her öğrencinin en az 20 kitap okuması önerilirdi.” (s.88-89)
 Son bir kez daha Kurucu Müdür Sıtkı Akkay’a kulak verelim: Enstitüyü emeğimizle kurarken giriştiğimiz işler bize okullarda asla rastlamadığımız ve öğrenmediğimiz birçok şeyleri, hayatın bütün gerçeklerini öğretti. Öğrencilerimiz örsle çekiç arasında dövülen çelik gibi dövüle dövüle her bakımdan geliştiler. Hiçbir engelden korkmayacak kadar iradeli bir hale geldiler. Hepimizin hayat görüşlerimiz sağlamlaştı.” (s.16)
.
Mutahhar Aksarı.

Hiç yorum yok: