Powered By Blogger

11-12 yaşlarında bir çocuk o sonbaharda, hayatında ilk kez potin ayakkabı giyer...

''Sene 1954. Kars'ın bir dağ köyünde 11-12 yaşlarında bir çocuk o sonbaharda, hayatında ilk kez potin ayakkabı giyer, Üzerinde bayramlık elbisesi, ufak bir bavulla, bir at arabasının arkasına biner, babasıyla birlikte Cilavuz'a doğru yola çıkarlar..
Beş sene kadar önce, soğuk bir kış günü, gitar eğitmeni olarak iş başvurusu yaptığım bir müzik kursundaki randevuma, kardan dolayı biraz da gecikerek gittim. İçeri girdim, Kendimi tanıttım, İşyerinin sahibi olan 70 yaşlarında ince, gösterişsiz ancak son derece düzenli ve nazik bir bey beni karşıladı. Ben tam konuya gireceğimizi düşünürken bir kağıt uzattı. Üzerinde, yanlış anımsamıyorsam Carulli'nin Sol majör Valsinin notaları vardı.
"Bu parçayı biliyor musunuz?" diye sordu. Bildiğimi söyledim. O an gözlerinde, herhangi bir iş görüşmesinde rastlanmayacak cinsten, samimi bir parıltı belirdi.
"Öğrencimize yardımcı olabilir misiniz o halde? Sınavda bu parçayı çalacakmış da."
O an köşede neredeyse gözden kaçacak kadar zayıf, esmer tenli, küt saçlı, 6-7 yaşlarında bir kız çocuğunun bizi merakla izlediğini fark ettim.
"Öğrencimiz bu" dedi yaşlı bey..Daha dikkatlice baktığım da kızın küçük bedeninde daha da korkunçlaşan sol omuzundan bileğine kadar uzanan, koca bir yanık izi gördüm.
Bir kaç dakika sonra bir çalışma odasında küçük kızla birlikte parçaya başlamıştık bile. Son derece sağlam bir tekniği vardı. Öz güveni yerindeydi. Yaşından beklenmeyecek bir konsantrasyonla ağzımdan her çıkan sözü dikkatle dinliyor, her bastığım notayı izliyor ve hemen tekrarlıyordu. Bir saate kalmadan parçayı kabaca çalmaya başlamıştı bile. Annesinin elini tutmuş dışarı çıkarken küçük siyah gözlerinde bir gülümsemeyle, biraz utangaç, teşekkür etti.
Küçük kızın hikayesini sonradan öğrendim. Kolundaki yanık, dört yaşında geçirdiği bir kaza sonucu oluşmuş. Bunun üzerine içine kapanmış, Aile de hem biraz sosyalleşsin hem de kolunda kalıcı bir işlev kaybı olmasın diye enstrüman kursuna göndermeye karar vermişler. O yaşlı bey de küçük kıza mandolin ve piyano dersleri vermeye başlamış. 2 yıl sonunda Bilkent üniversitesi bünyesindeki Müzik ve Bale ilköğretim okulu, klasik gitar bölümünü tam burslu kazanan tek öğrenci olmuş. Orada çalıştığım beş sene boyunca defaatle ziyaretimize geldi. Son gördüğümde artık o yara izini bir onur nişanı gibi taşıyor, en ufak bir komplekse kapılmadan yaşıtları arasında kendini var edebiliyor, hatta hayranlık topluyordu. O adam, çocuğa sadece özgüvenli bir hayatın kapısını açmakla kalmamış, belki de ileride adını sıklıkla duyacağımız bir virtüözü de o çocuğun derinlerinde görüp çıkarmıştı.
Kars'ın o dağ köyünden at arabasıyla yola çıkan çocuk, işte o adamdır. O araba o çocuğu Cilavuz Köy Enistitüsü'ne bırakmıştır. Bir sene sonra köy enistitüleri kapatılmış, öğretmen lisesine dönüştürülmüş olsa da eğitim kadrosu aynı kalmış,, O köy çocuğu, orada müzikle, edebiyatla, mandolinle, kemanla, piyanoyla, Gogol'le Dostoyevskiyle, Balzac'la Vivaldi'yle, Paganini'yle tanışmış, Sonrasında çeyrek yüzyılı aşkın bir süre türkiyenin dört bir yanında eğitimcilik yapmış, emekli olduktan sonra da köşesine çekilmemiş, o küçük kurumu dişiyle tırnağıyla ayakta tutup neredeyse hiç kâr gözetmeden bildiklerini aktarmaya devam etmiştir.''

Hiç yorum yok: