Powered By Blogger

Marshall yardımı...

''27 Mayıs. Tarihimizin en çok tartışılan olayı. Kimilerine göre darbe, kimilerine göre özgürlüklerin yeniden hayata geçirilmesi. Darbe diyenler, insan hak ve özgürlüklerinin güvencesinin temel bir gereği olan ve 1961 Anayasasının başlangıç bölümünde yer alan “Baskıcı yönetime karşı direnme ve başkaldırma” hakkını göz önünde tutmuyorlar. 27 Mayıs öncesi Demokrat Parti’nin anayasa ihlallerini dile getirmiyorlar. İktidarın “İstenirse halifelik ve saltanatı bile geri getirilebiliriz”, “muhalefeti karınca gibi ezeriz” sözlerini duymazlıktan geliyorlar. Hele gezi ve basın özgürlüğünün yasaklanmasından, muhalefeti ortadan kaldırmak için hem polis, hem savcı, hem de yargıç yetkili DP milletvekillerinden oluşan Tahkikat Komisyonunun kurulmasından hiç bahsetmiyorlar. Bir başbakanın Lozan kahramanı İsmet Paşa’ya “Paşa senin devrin bitti, geçmişteki başarıların bize sökmez” demeye ne hakkı var. Mecliste isyan çıkmasın diye “İsterseniz şeriatı bile getirebilirsiniz” diyen, Atatürk'ün kurduğu CHP’yi kapatmaya kalkan, İsmet Paşa’yı tutuklamayı düşünen, halkı Vatan Cephesi kurarak ikiye bölen bir başbakanın o koltukta oturmaya ve o ülkeye liderlik etmeye hakkı yoktur. Tek parti döneminde Takrir-i Sükûn Yasası ve İstiklal Mahkemeleri dolayısıyla M. Kemal, İnönü ve CHP'yi hedef tahtası yapanlar, Varlık Vergisi dolayısıyla CHP'nin gırtlağını sıkanlar, demokrasiyi hiçe sayan Menderes'i ve Demokrat Parti'yi nasıl savunabilirler? 1961’de idam edilen üç kişi, kimilerine göre demokrasi şehidi, kimilerine göre vatan haini idi. Ne olursa olsun, Türkiye tarihinde asla böyle bir iktidar ve böyle bir yargılama ve cezalar olmamalıdır. Her şeye, herkese yazık oldu. Hem de yalnızca 10 yıl içinde. Ne onlar kaldı ne eski Türkiye. Sadece ibret ve acı kaldı. Halkımızın gerçekleri bilmesi düşüncesiyle Menderes’in hatalarını yazmak istedim. Bazı okurlarım tarafsız bir gözle okur ve olayları değerlendirirlerse ihtiras ve hırsın insana nasıl yanlışlar yaptırabileceğini göreceklerdir. Tekrar belirtmek isterim ki Adnan Menderes'in idamı yanlıştı. Menderes’in işlediği suçların cezasını çekmesi, halkın gözünde değerini yitirmesi ve tarih önünde hesap vermesi gerekirdi. Fakat idam edilerek halkın gözünde kahraman oldu. Üstüne bir de kentlere, havaalanlarına, mahalle ve caddelere adı verildi. Ancak şurası gerçek ki Adnan Menderes'in idam edilmiş olması, onun siyasal geçmişini ve sorumluluklarını aklamaz. 1945 yılına dek ülkede tek bir parti vardı: CHP. Seçimde yurttaşlar parti kavgası yapmazdı. Ortada büyük paralar ve planlar dönmezdi. Halk, CHP’den aday olanlardan güvendiklerini seçerdi. Okur-yazar oranı %15 olan bir ülkede çok partili demokrasi çok zordu. Atatürk demokrasinin gereği olan çok partili hayata iki kez geçmek istemiş, ama toplumun henüz buna hazır olmaması yüzünden vazgeçmişti. Adnan Menderes kültürlü, varlıklı bir ailedendi. Siyasete girip CHP’den Aydın milletvekili oldu. Ama çok hırslıydı. Bir grup arkadaşı ile birlikte İnönü'nün gölgesinde kalmak istemeyip ayrı bir parti kurdu. 1950 seçiminde iktidar oldu. İnönü, seçimlerin sonucuna saygı gösterip iktidarın el değiştirmesinin pürüzsüz bir biçimde gerçekleşmesine katkısını yaptı. Böylece, çok partili demokrasiye olan inancını ve devlet adamlığı niteliğini ortaya koymuş oldu. Menderes ve DP ilk dört yıl bayağı iyi işler yaptı. Ama sonraki yıllarda ülkeyi bir emperyalist ülkeye “İki kuruş yardım alacağız” diye adeta teslim etti. Neydi DP ve Adnan Menderes’i suçlu yapan hatalar, birer birer sayalım. 1,Marshall planı ve ABD’nin ideallerine yardımcı olma: 1950’de iktidara gelen Menderes, İnönü hükümetlerinin yatırımlar ve zor günler için biriktirdiği hazinenin kapılarını sonuna kadar açtırıp söz verdiği yatırımlara girişti. Tarım makineleşti, ulaşım, enerji, eğitim, sağlık, sigorta ve bankacılık ilerledi. Hazinenin parası ve devletin geliri vaatlere yetmediği için bu kez, Atatürk'ün 1923 İzmir İktisat kongresinde söylediği "Vasiyetim şudur ki, dış borç almayınız, üretip satınız. Bir ülke ne zaman başka ülkelere yardım ve kredi için avuç açmıyorsa tam bağımsızdır. Ekonomik bağımsızlık yoksa gerçek bağımsızlık olmaz. Biz Osmanlının borcunu ödeyeceğiz ama asla borç almayacağız. Benden sonraki devlet yöneticileri de almasınlar” vasiyetini çiğneyip ABD’ye parasal yardım için başvurdu. Türkiye ABD’nin Ortadoğu planları için önemliydi. Ancak yardım karşılığı istekleri vardı. "Rusya'ya komşusunuz. Kalkınırsanız Rusya size saldırır." diye bizi NATO'ya üye yaptı. En güçlü devletlerin silahla alamadığı Türkiye'yi böylece para gücü ile aldılar. Kore’ye asker göndermemiz istendi, gönderdik. NATO‘ya yaranmak uğruna, hiçbir sorunumuz bulunmayan Kore'ye gönderilen bu vatan evlatları ABD için öldüklerinden, şehit dahi sayılmadı. Parasal yardım yaptılar, ama idealleri bitmedi. Türkiye, zengin yeraltı kaynakları ile iştah kabartan bir ülkeydi. Köy Enstitüleri denen bir kıpırtıyla “çağdaş uygarlıklar seviyesinin” elde edileceğini anladılar. Köyler kalkınıyor, imeceler yaygınlaşıyordu. ABD gibi sömürücü ülkeler, karşılıksız mali yardımlarla, ücretsiz eğitim yatırımları ile ve çok uzun vadeli borç vermelerle yoksul ülkemizi etkilemeye başladı. ABD’nin ısrarlı şartlarına karşı duramayan Menderes, ünlü Marshall yardımını kabul edip kültürümüzün ve ulusal politikamızın sonunu hazırladı.''
Burak Alp Ersen.
HaberTire
Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava
Fotoğraf açıklaması yok.

Hiç yorum yok: