Powered By Blogger

''Aynı ellerle tutuyorduk kalemi, kazmayı, küreği…”

''Köy Enstitüleri… “İkinci Paylaşım Savaşı’nın o zor koşullarında kurarak bin yıldır unutulan, dağda, bayırda kendi kendine açıp solan köy çocuklarına özgür birey olma bilinci, vatan ve ulus sevgisi kazandıran, varsıllığın, yoksulluğun, baskı ve sömürünün bir kader olmadığını anlamalarının ve çağdaş uygarlığın yolunu açan yakın tarihimizin kayan yıldızı” Köy Enstitüleri'nin kuruluşunun 68. yılında yeni yeni yapıtlar yayımlanıyor… “Savaştepe Köy Enstitülü Yıllar” da özellikle gençlere, ülkemizin “şu çılgın eğitimcileri”nin varlığını, ne yaptığını, neler başardıklarını anlatan ve aktaran önemli bir yapıt! Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Balıkesir Şubesi’nce hazırlanmış. Toplam 60 Savaştepeli mezunun anılarıyla oluşturulmuş. Bakın Savaştepe mezunları Köy Enstitüleri için neler diyor: Necati Cebe: "Köy Enstitüsü'nde edindiğim iş sevgisi, çalışma disiplini ve özgüven duygusu, bana tüm yaşamım boyunca başarıdan başarıya koşma yolunu açtı.” (s.117) Bekir Soysal: "Bilgi öğrenmenin yanında, bilginin nasıl öğrenileceğini öğreten okulların adıdır Köy Enstitüleri.” (s.242) Mehmet Duru: "Müzik düzeyi, tarım çalışmaları, enstitülerin kuruluş yıllarındaki temel kazma, harç karma, duvar örme, çatı kaplama gibi birbirine zıt görünen etkinlikler arasına sıkışarak başarılmıştı. Günün birkaç saatinde kazma, kürek kullanan eller, aynı günün başka bir saatinde doyulmaz ezgiler üretebilmişti. İşte aklın yordamıyla ve doğru yöntemle verilen eğitimin gücü…” (s.149) Bahattin Fırtına: "Eğitim batağını yaratmış olan kültür ve bilim emperyalistlerinin ve yerli maşalarının etkilerinden arındırılmış bir eğitim… Çağdaş ölçülere uygun ‘bu dünyacı’, usçu, eleştirici, özgür bireyi yaratıcı ve sevgi üreten bir eğitim…” (s.162-163) Av. Sabri Kurt: "Esasen hepimiz de fakir köy çocuklarıydık. Ortak pek çok yönlerimiz vardı. Kaymakamın kapısını çalmaktan korkan, hakkını arama yollarını bilmeyen, ezilen, horlanan bir nüfus kesiminden geliyorduk. Onları yokluktan, yoksulluktan kurtarmak, haklarını arama yollarını göstermek de bizlerin görevi derdik. Çeşitli bölgelerde yaptığımız bu gezilerde hiçbir zaman ve hiçbir şekilde etnik köken veya din mezhep konu edilmemiştir. Bizim için insan olmak önemliydi. İnsana insan olduğu için değer verilirdi. Mezhep veya etnik köken sorulmaz ve bilinmezdi. Eğer köy enstitüleri, bu faaliyetleriyle devam etmiş olsaydı, ulusumuz kaynaşmış bir kitle olmakta devam eder, ne şeriat tehlikesi, ne de etnik bölünme tartışması yaşanırdı.” (s.174) M. Hıfzı Aksoy: "Hatta devlete bile yük olmuyorduk. Kendimiz yapıyorduk okuduğumuz, yattığımız, çalıştığımız yerleri. Kendimiz üretiyorduk yediğimiz meyveyi, sebzeyi, sütü, yumurtayı. Hem yetiştiriyor hem de öğreniyorduk. Aynı ellerle tutuyorduk kalemi, kalemi, kazmayı, küreği…” (s.196), diyor.''
.
Mutahhar Aksarı.
Anafilya

Hiç yorum yok: