Powered By Blogger

. Para mı? O da yok...

''...Azmi Emiroğlu; 1930 yılında bugün Kayseri ili Sarıoğlan ilçesine bağlı (Sivas ili Gemerek ilçesi) Karaözü Köyü’nde doğdu.
Baba çiftçi, 16 kardeş, nüfus fazla, gelir az… Doğarken çiftçi mi doğmuştu?... Ailenin geçim kaynağı olan evin öküzleri onun kader arkadaşları mıydı?...
Onun çıplak ayakları ile kara toprak doğumdan ilkokulu bitirene kadar ayrılamaz olmuştu. Ayakkabıyla bir türlü tanışamıyordu.
Yoksulluğu talihsizliği, okulu olan bir köyde doğması da geleceğinin fırsatıydı. Okul çağı gelmiş, o da arkadaşları gibi okula gitmek istiyordu. Daha doğrusu doğduğu köyde çocukların okuma arzusu hiçbir engel tanımıyordu. Beşyüz metre mesafedeki okula giderken sıcak havalarda durumu kurtarsa da yazın bile el kesen soğuğuyla ünlü Tohum Pınarı’nın kış aylarındaki buzlu sularından geçerek okula ulaşmanın kestirme yöntemlerini geliştiriyordu. Ne kadar hızlı olursa, ne kadar uzun atlarsa o kadar az üşüyordu ayakları, ancak uzun atlamaları da yetmedi, çünkü okulda öğretmen çıplak ayaklı öğrenci istemiyordu. Çözümü bulmuştu, sınıfa girerken anacığının ördüğü yün çorabı ayağına geçirdiğinde öğretmenle arayı düzeltebiliyordu. Yazın da tarlada… İlkokul böyle bitti…
İlkokul sonrasında yaşamının ayrılmaz üçlemesi öküzler, kağnı ve tarla işleri oldu. Gündüz tarlada, sapta-samanda, sonrasında öküzleri otlatmak-doyurmaktı onun görevi. Öküzler köye gelip giderken yorulmasın, verimi düşmesin diye Bektaş Çavuş tarlada öküzlerin yanında yatmasını istiyordu. Geceleri kâbustu, korkuyordu, ya kurt gelirse… Gelir mi gelir, görmedi ancak duyuyordu. İki öküzün arasına yatarak, hem ısınıyor, hem de kurt gelirse önce öküzleri parçalar, belki bana sıra gelmez diye düşünüyordu. Sıska mı sıska bedeni beslenemiyor, çok sık hastalanıyordu. Günde bir kez gelen azıkta protein yoktu; doğadan ot, evden ekmek ve pekmez… Yatağı da yoktu, kışın ocağın kenarı, yazın tarlanın yumuşak kısmı…
Babası Bektaş Çavuş’a rağmen 15 yaşında evden kaçtı. Okula giden akranlarının peşine takılarak 190 kilometre uzaktaki Pamukpınar Köy Enstitüsü’ne ulaştığında her okumak isteyeni hemen alacaklarını zannetmişti. Öyle kolay değildi Köy Enstitülerine girmek, kabul etmediler. Hayatında ilk kez duyduğu, ne işe yaradığını kavramaya çalıştığı “kefil” denen bir nesnenin eksikliğiyle… Köşeye çekilip ağlarken bir daha hiç göremeyeceği bir el omzuna dokundu “Okuyacağına inandım, Ben sana kefilim” dedi.
Sınıfta kalanların okuldan uzaklaştırılıp köyüne gönderilmesi onu daha da hırslandırıyor, dakikaları bile boşa geçirmeden hep çalışıyordu. Yaz aylarında da azap gibi çalışmasına rağmen Bektaş Çavuş’un gazabından kurtulamıyordu. Küsen baba 5 yıl onunla konuşmadı. Para mı? O da yok, 4 yıl sonra okulun son yılında küs babadan harçlık gelmiş ve ilk kez para ile tanışmıştı. Tüm okul giderlerini devlet karşılıyordu. Böyle bitirdi Köy Enstitüsünü… 1951 yılında Sivas Yıldızeli Pamukpınar Köy Enstitüsü’nden mezun oldu.''
.
Dr. Celal EMİROĞLU
.
Fotoğraf: PAMUKPINAR KÖY ENSTİTÜSÜ...

Hiç yorum yok: