Powered By Blogger

''Ne güzel bir sistem!''

''Bir gün sabah kahvaltısında babam: “Biliyor musunuz çocuklar, bir insanı kırk defa arı sokarsa o insanın kulakları ‘eşek kulağı’ gibi uzuyormuş” deyince herkes güldü, beni ise bir korku sardı. Sayılar hakkında da bilgim yoktu. Benim ki acaba kaç olmuştu? Bir türlü hesaplayamadım. İkindi vakti yine söylenenleri unutmuş, oyuna katılmıştım ve yine arılar beni sokmuştu. Hızla eve döndüm. Kimseye bir şey söylemeden hızla üst kata çıktım. Aynaya bakmaya fırsat bulamadan – her zamanki gibi- ablalarım amonyak, pamuk vs. ile yanıma geldiler. Duru Ablam amonyaklı pamuğu yüzümdeki şişler üzerinde gezdirirken üzüntü dolu yavaş bir sesle Nevin Ablama “Fark ettin mi? Kulaklar uzamaya başlamış” dedi. O da hayret içinde fısıltıyla “Aaa! Evet evet” dedi. Onlar gider gitmez hemen aynayı elime alıp kulaklarımı incelemeye koyuldum. Annem ve babam görürler diye; akşam yemeğinde “Ben tokum, uyumak istiyorum” diyerek erkenden yattım. Günlerce ayna elimden düşmedi. Kulaklarımın uzayacağından korkarak bekledim. Bu olay da arı macerasının sonu oldu.” (Savaştepe Köy Enstitüsü’nün efsane Eğitimbaşı Sıtkı Akkay’ın oğlu, Prof. Dr. Erdem Akkay’ın, “Babamın Masalsı Söylemi Yaramazlığıma Son Verdi” adıyla anlattığı anısı… Bu anı; Savaştepe K.E. mezunu Bahattin Fırtına tarafından hazırlanmış olan, “Bilge İnsan: Sıtkı Akkay” adlı kitabın 72 ve 73. sayfalarında yayımlanmıştır. İstanbul, Pastel Matbaası, Mayıs 2002)
Görevli öğrenciler dersler dışında yapılan küme çalışmalarına katılamazlardı. Fırın ve merkez idare işleri gibi işlerde bulunup da, öğrencinin bütün zamanını alan işlerden muaf tutulanlar yedekte bekletilir; beklenmedik ve o an yapılacak acil bir iş çıkarsa göreve çağrılırdı. Bu kişi ya da kümelerin başında, onlara nezaret edecek bir lider olduğu gibi, tamamıyla nezaretsiz olarak da görev verilebilirdi. Bu bekleme süresinde görevlendirilen çocukların; okuma yapmak, yazmak ya da diğer etkinliklere katılmaları serbestti. Böylece hiçbir öğrenci, idarî işler verilmesi yüzünden, kendi küme çalışmalarından alıkonmamış olurdu. Daha çok enstitü dışındaki işlerde bu yöntem uygulanırdı. Diyelim ki, o gün şehirden bir kamyon gelecek ve birtakım malzemeler getirecektir. Öğrenci kümesi kamyonu karşılar ve o işi hızla bitirip, dahil olduğu küme çalışmalarına geri dönebilirdi. Böylece öğrencinin insan ilişkileri de geliştiği gibi, okulunun hizmetinde bulunmanın huzurunu da duyardı çocuk. Ötede ‘direktörler’, okulla ilgili önemli işlere daha çok zaman ayırabilirdi. Ne güzel bir sistem!''

Hiç yorum yok: